← Nöron Tarih

Tsuşima: Dünyayı Dolaşıp Ölüme Giden Filo

2026-08-18 · 55 dk

▶ Spotify’de dinle

1904-1905 Rus-Japon Savaşı'nda Çar II. Nikolay'ın Baltık Filosu'nu yedi ay boyunca on sekiz bin mil öteye, Uzak Doğu'ya göndermesini ve bu filonun 27 Mayıs 1905'te Tsuşima Boğazı'nda Amiral Togo tarafından bir gün içinde yok edilişini anlatır. Belgesel, savaşın kökeninden Portsmouth Antlaşması'na ve yenilginin Rus İmparatorluğu ile sömürge dünyasında yarattığı sarsıntıya uzanır.

tarihdeniz savaşlarıtsushimajaponyarus japon savaşı

Bölüm metni

Bir imparatorluk, donanmasının yarısını haritanın öbür ucuna gönderdi; yedi ay boyunca kömür, sıcak ve umutsuzluk taşıyan bir hayalet filo denizleri aştı. Vardığı yerde onu bekleyen şey bir savaş değil, bir infazdı. Kırk beş dakikada tarih yön değiştirdi.

11 Mayıs 1891. Japonya'nın Ōtsu kasabasında dar bir sokak, iki yanı eğilmiş kalabalıkla dolu. Rus tahtının vârisi, 23 yaşındaki Nikolay Aleksandroviç, bir dünya turunun son duraklarındadır. Kalabalığı tutan polislerden biri, Tsuda Sanzō, birden safı bozar ve kılıcını çeker. İki darbe. Kan, veliahtın alnından akar. Yara kapanır, iz kalır. Japon hükümeti dehşete düşer; İmparator Meiji bizzat yaralının başucuna gider. Yıllar sonra o alındaki ince çizgi, iki imparatorluğun birbirine bakışını özetleyen sessiz bir işaret gibi hatırlanacaktır.

Çünkü Uzak Doğu, 19. yüzyılın son on yılında artık boş bir harita değildir. 1894'te Japonya ile Çin, Kore üzerinde çarpışır. Sonuç, Batılı gözlemcileri şaşırtır: Modernleşmesinin üzerinden henüz otuz yıl geçmiş ada devleti, Asya'nın kadim imparatorluğunu karada ve denizde bozguna uğratır. 17 Nisan 1895'te Shimonoseki'de imzalanan antlaşma, Japonya'ya Tayvan'ı, Penghu adalarını ve kıtadaki en değerli ödülü, Liaodong Yarımadası'nı verir.

Ancak mürekkep kurumadan, 23 Nisan'da Petersburg, Berlin ve Paris'in elçileri Tokyo'da aynı mesajı iletir: Liaodong geri verilmelidir. Nezaket diliyle yazılmış, arkasında donanmalar duran bir tavsiyedir bu. Japonya, üç büyük gücü birden karşısına alamayacağını hesaplar ve boyun eğer; yarımada, ek bir tazminat karşılığında Çin'e iade edilir. O günlerde ülke çapında dillenen bir söz, sonraki on yılın ruh halini belirler: Odun yığını üstünde yatmak, safra tadına katlanmak. Yani intikam günü gelene kadar acıya razı olmak.

Gün, sanıldığından hızlı gelir. 1898 Mart'ında Rusya, Japonya'nın elinden alınan o yarımadanın ucundaki limanı, Port Arthur'u, 25 yıllığına kiralar. Sebep basittir ve haritada okunur: Vladivostok kışın donar, Port Arthur donmaz. Rus İmparatorluğu'nun Pasifik'e açılan ilk gerçek sıcak su kapısıdır burası. Aynı yıllarda Mançurya'nın içinden geçen demiryolu hatları döşenir, Harbin'den güneye inen bir kol limana bağlanır. 1900'de Boksör Ayaklanması patlak verince Rusya, hatlarını korumak gerekçesiyle Mançurya'ya yüz bini aşkın asker sokar. Ayaklanma bastırılır, askerler kalır. Kademeli tahliye için verilen sözler, 1903 baharında ikinci aşamada askıda kalır. Aynı yılın Ağustos ayında bölgeye, merkeze doğrudan bağlı bir genel valilik kurulur ve başına Amiral Yevgeni Alekseyev getirilir. Tokyo bunu tek bir cümleyle okur: Rusya gitmeyecek.

Japonya ise 1895'ten beri bütçesinin büyük bölümünü tek bir hedefe yatırmıştır. Altı zırhlı, altı zırhlı kruvazörden oluşan bir filo programı hazırlanır; gemilerin çoğu İngiliz tersanelerinde inşa edilir. Bunlardan biri, Barrow-in-Furness'ta suya indirilen ve 1902'de teslim alınan Mikasa'dır. Aynı yılın 30 Ocak'ında Londra'da imzalanan İngiliz-Japon İttifakı, Tokyo'nun elindeki en ağır diplomatik kozdur: Japonya tek bir devletle savaşa girerse Britanya tarafsız kalacak, savaşa üçüncü bir güç katılırsa Britanya Japonya'nın yanında yer alacaktır. 1895'teki üçlü baskının bir daha tekrarlanma ihtimali böylece ortadan kalkar. 1903'ün sonunda Birleşik Filo'nun başına, sessiz, ölçülü ve İngiltere'de eğitim görmüş bir denizci getirilir: Tōgō Heihachirō.

Kâğıt üzerinde kıyaslama tek taraflıdır. Rusya'nın nüfusu 130 milyona yaklaşır, Japonya'nınki 46 milyon civarındadır. Rus ordusu, seferberlikle milyonları bulabilir. Ne var ki güç, bulunduğu yerde değil, ulaştırılabildiği yerde işe yarar. Petersburg ile Port Arthur arasında 9 bin kilometreyi aşan tek hatlı bir demiryolu vardır ve Baykal Gölü'nde hat kopar; vagonlar yazın feribotla, kışın buzun üstüne döşenen raylarla karşıya geçirilir. Bir tümenin cepheye ulaşması haftalar sürer. Japonya için ise Kore kıyısı, birkaç günlük bir deniz yolculuğudur. Savaşın gerçek denklemi budur: Zaman ve lojistik.

1903 boyunca masada bir formül dolaşır. Japonya, Mançurya'yı Rusya'nın nüfuz alanı saymaya razıdır; karşılığında Kore'de serbest bırakılmak ister. Petersburg'daki karar mekanizması ise tek sesli değildir. Maliye çevreleri, özellikle uzun yıllar Rusya'nın sanayileşmesini yöneten Sergey Vitte, savaşın imparatorluğu iç sarsıntıya sürükleyeceği uyarısını yapar. Sarayın çevresinde ise Kore sınırındaki Yalu Nehri boyunca kereste imtiyazları peşinde koşan, ilerlemeyi ucuz gören bir grup vardır. Notalara verilen cevaplar gecikir. Tokyo'da bu gecikme, gücün değil kayıtsızlığın işareti olarak yorumlanır. Rus başkentinde ise, sonradan aktarılan bir söze göre, iç huzursuzluğu bastırmanın yolu olarak "küçük ve muzaffer bir savaş" fikri dile getirilmiştir.

6 Şubat 1904. Japonya, Rusya ile diplomatik ilişkilerini keser. Aynı gün Sasebo'da demirler kalkar; Tōgō'nun gemileri, sisin içinde batıya, Sarı Deniz'e doğru yol alır. Port Arthur'da ise Pasifik Filosu'nun zırhlıları dış limanda demirlidir, ışıkları yanmaktadır ve mürettebatın büyük bölümü kıyıda izinlidir. Petersburg hâlâ notaların diliyle düşünürken, iki imparatorluğun on yıllık gerilimi 8 Şubat gecesi tek bir hamleyle, torpido mesafesine inecektir.

Kış, Sarı Deniz'in üzerine ağır bir perde gibi inmişti. İki imparatorluğun diplomatik notaları tükenirken, Rusya'nın Uzak Doğu'daki tüm hesabı tek bir limanın etrafında dönüyordu: Port Arthur.

Rusya bu limanı 1898'de Çin'den kiralamıştı ve nedeni basitti. Vladivostok her kış buz tutuyor, filo aylarca buzkıranların insafına kalıyordu. Liaodong Yarımadası'nın ucundaki Port Arthur ise yıl boyu açıktı; donmayan sular, korunaklı bir iç liman, dar bir giriş kanalı. Petersburg'da haritaya bakanlar için kusursuz bir kaleydi. Sonradan anlaşılacaktı ki o dar kanal, bir kalkan olduğu kadar bir kapan da olabilirdi.

8 Şubat 1904 gecesi, Rus Pasifik Filosu dış demirlemede yatıyordu. Işıklar açıktı, ağlar gerilmemişti; kimse savaşın resmen ilan edilmeden başlayabileceğini hesaba katmamıştı. Karanlıktan çıkan Japon torpidobotları menzile girdi ve suya torpillerini bıraktı. Sabaha karşı Rusya'nın en yeni zırhlılarından Tsesareviç ile Retvizan ve kruvazör Pallada ağır hasar almıştı. Savaş ilanı 10 Şubat'ta gelecekti; ilk darbe çoktan inmişti.

Ardından Amiral Togo'nun ana kuvveti göründü, ama liman ağzının tabyaları ve kıyı bataryaları frontal bir baskına izin vermiyordu. Japonlar başka bir yol denedi: kanalı eski gemileri batırarak tıkamak. Üç ayrı girişimde bulundular, üçü de tam olarak tutmadı. Bu teşebbüslerden birinde hayatını kaybeden Binbaşı Hirose Takeo, Japonya'da yıllarca anılacak bir sembole dönüşecekti.

Rusya'nın karşı hamlesi bir isimdi: Stepan Osipoviç Makarov. Denizcilerin saygı duyduğu, teoriyle pratiği birleştiren bir amiral olarak 8 Mart 1904'te Port Arthur'a geldi. Filoyu limanın dibinden çıkardı, devriyeleri sıklaştırdı, moralleri toparladı. Rus subaylarının anılarında o birkaç hafta, kuşatmanın tek aydınlık dönemi olarak geçer. 13 Nisan 1904 sabahı Makarov, amiral gemisi Petropavlovsk ile dışarı çıktı. Dönüşte, Japonların gece boyunca döşediği mayın hattına girdi. Patlama cephaneliği tutuşturdu ve zırhlı birkaç dakika içinde battı; Makarov ile birlikte 600'ü aşkın insan sulara gömüldü. Ölenler arasında, savaşı resmetmek için gemiye binen ünlü ressam Vasili Vereşçagin de vardı.

Mayın savaşının tek taraflı olmadığı çok geçmeden anlaşıldı. 15 Mayıs 1904'te Rus mayın gemisi Amur'un döşediği hatta giren Japon zırhlıları Hatsuse ve Yaşima kayboldu. Togo, tek bir günde ağır hattının üçte birini yitirmişti ve bu kaybı aylarca gizli tutmaya çalıştı. Denizde denge kırılgandı; ama karada terazi hızla eğiliyordu.

Japon 2. Ordusu yarımadaya çıkarma yaptı ve Mayıs sonunda Nanşan mevzilerini kırarak Dalny limanını ele geçirdi. Port Arthur artık karadan kuşatılmıştı. General Nogi Maresuke komutasındaki 3. Ordu, tepelere kazılmış beton tabyalara, dikenli tellere ve makineli tüfeklere karşı dalga dalga saldırdı. Bu, geleceğin siperlerinin provasıydı: sap gibi patlayan el bombaları, gece baskınları, lağım tünelleri ve inanılmaz kayıplar.

Filo ise kararsızdı. Petersburg'dan gelen emir açıktı: gemiler limanda çürümeyecek, Vladivostok'a ulaşacaktı. 10 Ağustos 1904'te Amiral Vitgeft filoyu dışarı çıkardı ve Sarı Deniz'de Togo ile karşılaştı. Uzun menzilli top düellosunda Ruslar bir ara sıyrılma şansı yakaladı; sonra bir mermi Tsesareviç'in komuta köprüsünü buldu. Vitgeft öldü, dümen kilitlendi, hat dağıldı. Gemilerin çoğu geri döndü. O gün Port Arthur filosu bir savaş kuvveti olmaktan çıkıp, limanın içinde bekleyen bir hedef listesine dönüştü.

Nogi'nin gözü artık limanın kuzeybatısındaki bir yükseltiye çevrilmişti: 203 Metre Tepesi. Oradan iç liman avuç içi gibi görünüyordu. Tepe için haftalarca süren boğazlaşma, savaşın en kanlı sahnelerinden biri oldu; Nogi kuşatma boyunca iki oğlunu da kaybetti. 5 Aralık 1904'te tepe düştü ve Japon gözlemciler telefon hattının ucundan koordinat vermeye başladı. 28 santimlik kuşatma obüsleri, gökten dik inen mermilerle gemileri güvertelerinden delip geçti. Retvizan, Poltava, Peresvet, Pobeda birer birer sığ suya oturdu. Yalnızca zırhlı Sevastopol, Kaptan Essen komutasında dışarı kaçtı; gece torpido saldırılarına haftalarca direndi ve sonunda Japonların eline geçmesin diye derin suya batırıldı.

Kalede durum daha da ağırdı. Savunmanın ruhu sayılan General Roman Kondratenko, 15 Aralık'ta bir tabyaya isabet eden obüsle öldü. Yiyecek azalmış, iskorbüt yayılmış, hastaneler taşmıştı. 2 Ocak 1905'te General Anatoli Stessel teslim şartlarını kabul etti. Rusya'nın donmayan limanı, kuşatmanın 11. ayında Japon bayrağına açıldı.

Buz, sonunda hiç gelmemişti. Filoyu kilitleyen şey mevsim değil; mayın hatları, kapanan bir kıskaç ve tepeden inen mermilerdi. Ve Petersburg'a ulaşan haberin en acı yanı şuydu: kurtarmaya gönderilen filo çoktan yola çıkmıştı. Kurtarılacak liman yokken, 18 bin millik yolculuk artık geri dönüşü olmayan bir seferdi.

Port Arthur'un buzları çözülürken, savaşın ağırlığı artık Uzak Doğu'nun kayalık koylarından 8 bin kilometre uzağa, Petersburg'un kışlık sarayına ve Amirallik binasının yüksek tavanlı odalarına taşınmıştı. 10 Ağustos 1904'te Sarı Deniz'de yapılan çıkış denemesi başarısızlıkla sonuçlanmış, Birinci Pasifik Filosu limanına geri sürülmüştü. Rusya'nın Uzak Doğu'daki deniz gücü, kendi demirlediği koyda tutsaktı. Bir şey yapılmalıydı; ve yapılabilecek tek şey, akla ilk anda imkânsız görünen şeydi.

Karar, aslında aylar önce olgunlaşmaya başlamıştı. Baltık'ta bekleyen gemiler toplanacak, tek bir filo hâlinde birleştirilecek ve dünyanın yarısını dolaşarak Uzak Doğu'ya gönderilecekti. Amaç netti: Port Arthur'daki filoyla birleşmek, Japon donanmasına karşı sayısal üstünlük kurmak, Tsushima Boğazı'nın kontrolünü ele geçirmek ve Japon ordusunun Mançurya'ya akan ikmal hattını kesmek. Kâğıt üzerinde mantıklıydı. Haritanın üzerinde ise bir kâbustu; çünkü o hat, 18 bin deniz mili uzunluğundaydı ve Rusya'nın bu güzergâh boyunca tek bir kömür istasyonu yoktu.

İtirazlar vardı. Bazı subaylar, filonun varış noktasına ulaştığında savaşacak durumda olmayacağını söylüyordu. Bazıları, Port Arthur'un düşmesi hâlinde bütün seferin anlamsızlaşacağını hatırlatıyordu. Ancak devletin bakış açısı farklıydı: İmparatorluğun prestiji tehlikedeydi, barış masasına yenilmiş bir donanmayla oturmak kabul edilemezdi ve elde başka bir koz kalmamıştı. 2. İmparator Nikolay onayını verdi. Baltık Filosu artık resmî adıyla İkinci Pasifik Filosu'ydu.

Komuta, Amiral Zinovi Petroviç Rojestvenski'ye verildi. 55 yaşındaydı; Deniz Kurmay Başkanlığı yapmış, disiplini ve çalışkanlığıyla tanınan, sert mizaçlı bir subaydı. Emrindeki subaylar onun öfke nöbetlerini yıllarca anlatacaktı; bir dürbünü sinirle denize fırlattığı hikâyesi, filonun bütün seyri boyunca ağızdan ağıza dolaşacaktı. Rojestvenski görevi reddetmedi, ama görevin başarı ihtimali konusunda kendisinin de derin şüpheleri olduğu bilinir. Yine de emir emirdi.

Kronştad ve Petersburg tersanelerinde hummalı bir çalışma başladı. Filonun omurgasını, henüz denize indirilmiş dört yeni Borodino sınıfı zırhlı oluşturuyordu: sancak gemisi Knyaz Suvorov, İmparator 3. Aleksandr, Borodino ve Oryol. Bunlar Rusya'nın en modern savaş gemileriydi; ancak Oryol'un inşaatı hâlâ bitmemişti, işçiler filo yola çıktıktan sonra bile güvertelerdeydi ve mürettebatın hiçbiri gemisini gerçek bir deniz muharebesinde denemiş değildi. Yanlarına Oslyabya katıldı, ardından daha yaşlı Sisoy Veliki ve Navarin, zırhlı kruvazör Admiral Nahimov, Avrora ve Dmitri Donskoy gibi kruvazörler, muhripler, atölye gemileri, hastane gemileri. Toplamda kırk beş civarında tekne. On iki binden fazla insan.

Ama o insanların önemli bir kısmı denizci değildi. Aceleyle toplanan kurayla askerler arasında hayatında deniz görmemiş köylüler vardı; bazıları buhar makinesinin ne olduğunu ilk kez gemide öğrendi. Ülkedeki siyasi kaynama gemilere de sızmıştı; grev bildirileri, hoşnutsuzluk, subaylarla erler arasında derinleşen bir uçurum. Rojestvenski atış talimlerine zaman ayırmak istedi, fakat takvim acımasızdı: Port Arthur her geçen hafta biraz daha zayıflıyordu.

Asıl sorun kömürdü. Bu boyutta bir filo, her yüz mil için yüzlerce ton kömür yakıyordu. 1902'de imzalanan İngiliz-Japon ittifakı yüzünden dünya limanlarının büyük bölümü Ruslara kapalıydı; Britanya'nın kontrolündeki hiçbir liman filoya ikmal vermeyecekti. Çözüm ticari bir sözleşmede bulundu: Alman Hamburg-Amerika şirketiyle anlaşıldı, altmışa yakın kömür gemisi filoyu açık denizde besleyecekti. Yani gemiler, yol boyunca çoğu zaman limana bile giremeden, açık denizde, dalgaların ortasında kömür alacaktı.

Ekim ayının başında filo Revel'de toplandı. 2. Nikolay, imparatorluk yatıyla gemilerin arasından geçti, güverteler bayraklarla donatıldı, denizciler sıraya dizildi ve borular çalındı. Sonra filo, bugün Letonya sınırları içindeki Libau limanına, İmparator 3. Aleksandr adını taşıyan büyük deniz üssüne intikal etti.

15 Ekim 1904'te zincirler ıraladı, çapalar dipten koptu ve İkinci Pasifik Filosu Baltık'ın kurşuni sularına açıldı. Rıhtımda kalanlar el salladı. Aralarındaki pek çok insan, o gemilerin bir daha Rusya'ya dönmeyeceğini o an bilmiyordu.

Daha ilk günlerden itibaren filonun üzerine tuhaf bir gerginlik çöktü. Danimarka Boğazları'na yaklaşırken istihbarat raporları birbiri ardına geldi: Japon torpidobotlarının Kuzey Denizi'nde pusuya yattığı, hatta Norveç kıyılarında gizlendiği söyleniyordu. Bu iddiaların hiçbiri somut bir kanıta dayanmıyordu; ancak Amiral Makarov'un Petropavlovsk'la birlikte batışını hatırlayan bir donanma için mayın ve torpido korkusu artık soyut bir tehdit değildi. Rojestvenski gemilerini savaş düzenine soktu, topçular başlarında nöbet tuttu, projektörler gece boyunca karanlık suları taradı.

Kimse doğru dürüst uyumuyordu. Skagen açıklarında kömür alırken bile toplar yüklüydü. Ve dünyanın öbür ucundaki bir savaşa gitmek üzere yola çıkmış bu devasa filo, henüz Avrupa sularından çıkmadan, kendi korkusuyla ateş etmeye hazır hâle gelmişti.

Önlerinde, Dogger Bank'ın sisli balıkçı sahaları vardı.

Baltık'ın soğuk sularını arkada bırakan filo, daha ilk haftasını doldurmadan Avrupa'nın en işlek denizine girmişti. 15 Ekim 1904'te Libau'dan demir alan gemiler, kuzey sonbaharının kısa günlerinde ilerliyordu; güverteler kömür tozundan kararmış, telsiz odaları söylentiyle dolmuştu. Rus istihbaratının Kopenhag ve Hamburg'daki ajanları haftalardır aynı uyarıyı yolluyordu: Japonlar, Kuzey Denizi'nde gizlenmiş torpidobotlarla filoyu daha yola çıkar çıkmaz vurmayı planlıyor. Bu iddianın tek bir somut kanıtı yoktu. Ama bir iddianın kanıta ihtiyacı olmaz; korkuya ihtiyacı vardır, o da fazlasıyla mevcuttu.

Vitse Amiral Zinovi Rojestvenski, mürettebatına gece boyunca top başında beklemelerini emretti. Çoğu birkaç ay önce köylerinden alınmış, denizi ilk kez gören erlerdi. Karanlıkta nöbet tutmayı, projektörleri taramayı, her gölgeyi bir düşman silueti gibi okumayı öğreniyorlardı. Danimarka kıyılarını geçerken gerilim iyice yükseldi; balıkçı motorları, feribotlar, hatta kendi refakat gemilerinin bacaları bile şüpheli göründü.

21 Ekim akşamı, filonun gerisinde kalan tamir gemisi Kamçatka telsizle imdat çağrısı gönderdi: her yönden torpidobotların saldırısı altındaydı. Gemi o gece boyunca yüzlerce mermi harcadı. Sonradan anlaşılacağı üzere ortada Japon torpidobotu yoktu; büyük olasılıkla yolunu şaşırmış bir ticaret gemisiyle karşılaşmıştı. Ancak mesaj filoya ulaştığında etkisi elektrik gibiydi. Amiral gemisi Knyaz Suvorov'un köprüüstünde tek bir cümle dolaşıyordu artık: saldırı başladı.

22 Ekim'i gösteren gecenin ilk saatlerinde, filo Dogger Bank'e girdi. Burası yüzyıllardır İngiliz balıkçılarının en verimli av sahasıydı. O gece sularda, Hull limanından gelen Gamecock filosuna ait onlarca küçük trol teknesi ağ atıyordu. Balıkçılar rutin işlerini yapıyor, ağların yerini bildirmek için işaret fişekleri yakıyorlardı. Sisin içinde yanıp sönen o kızıl ışıklar, Rus gözcüleri için bambaşka bir anlam taşıdı.

Saat 1'e yaklaşırken projektörler yandı. Beyaz huzmeler suyu tarayıp küçük tekneleri buldu ve bir anda savaş gemilerinin bataryaları ateş açtı.

Sonraki yirmi dakika, Kuzey Denizi'nin en tuhaf çarpışmalarından birine sahne oldu. Zırhlılar, ağırlıkları yüz tonu geçmeyen ahşap ve demir tekneleri hedef aldı. Balıkçılar önce ne olduğunu anlamadı; kimileri güverteye çıkıp ellerinde tuttukları balıkları havaya kaldırdı, kim olduklarını göstermeye çalıştı. Ateş kesilmedi. Crane adlı trol teknesi doğrudan isabet aldı ve battı. Kaptanı George Henry Smith ile tayfası William Richard Leggett hayatını kaybetti. Mino, Moulmein, Gull ve Majestic gibi tekneler hasar gördü, mürettebattan altı kişi yaralandı.

Karanlıkta yalnızca balıkçılar vurulmadı. Kendi mermilerinin izinde ilerleyen Rus gemileri birbirlerini de hedef aldı. Kruvazör Avrora birkaç isabet aldı; gemi papazı ağır yaralandı ve bir süre sonra hayatını kaybetti. Ateş kesme emri geldiğinde ortada tek bir Japon gemisi, tek bir torpido izi yoktu. Yüzlerce mermi harcanmış, isabet oranı utanç verici derecede düşük çıkmıştı. Bu, gelecek aylarda Rus topçuluğu hakkında çok şey söyleyecek bir ayrıntıydı.

Filo, batan teknenin çevresinde toplanmış sağ kalanlara yardım etmeden yoluna devam etti. Rojestvenski, hasar gören gemilerin arasında torpidobotların gizlendiğine inandığını ve durmanın filoyu tuzağa düşüreceğini savunacaktı. Ne var ki denizde yardımsız bırakılan balıkçıların hikâyesi, Hull'a ulaştığı anda bambaşka bir güç kazandı.

Britanya'nın tepkisi sertti. Ülke, 1902'den beri Japonya'nın ittifak ortağıydı ve şimdi kendi karasularının hemen dışında, kendi sivil vatandaşları vurulmuştu. Gazeteler olayı "Rus vahşeti" başlıklarıyla verdi. Hull'da düzenlenen cenaze törenine on binlerce kişi katıldı. Kraliyet Donanması harekete geçirildi; Manş Filosu hazırlandı, kruvazör grupları Rus filosunun peşine takılıp onu adım adım izlemeye başladı. İki imparatorluk, birkaç gün boyunca ciddi bir savaş ihtimalinin kıyısında durdu.

Kriz, diplomasiyle çözüldü. Rus filosu 26 Ekim'de İspanya'nın Vigo limanına vardığında, İngiliz kruvazörleri hâlâ ufuktaydı. Fransa'nın arabuluculuğuyla, 1899 Lahey Sözleşmesi'nin öngördüğü mekanizma işletildi ve olayı soruşturmak üzere Paris'te uluslararası bir komisyon kuruldu. Rojestvenski, tanıklık edecek birkaç subayını Vigo'da bırakarak yoluna devam etti. Komisyon 1905 Şubatı'nda raporunu açıkladı: bölgede Japon torpidobotu bulunmuyordu, ateş açmak haklı gösterilemezdi. Rusya, zararların karşılığı olarak 65 bin sterlin tazminat ödedi.

Ama Dogger Bank'in asıl bedeli parayla ölçülmedi. O gece, filonun kendi hakkındaki en acı gerçeği ortaya çıkmıştı. Dünyanın öbür ucundaki bir savaşa gitmek üzere yola çıkan bu donanma, henüz Avrupa sularından bile çıkmadan, kendi korkusunun içinde ateş açabiliyordu. Disiplin kâğıt üzerindeydi, eğitim yetersizdi, sinirler daha ilk haftada kopmuştu.

Ve şimdi, önlerinde 18 bin milden uzun bir yol vardı. Dost limanları kapalı, kömür tedariki belirsiz, tropik ısı ve hastalık henüz sıradaydı. Kuzey Denizi'nde balıkçı teknelerine ateş açan bu filonun, Tsuşima Boğazı'nda karşısına dünyanın en iyi eğitimli donanmalarından biri çıkacaktı.

Vigo'nun sularında demirlediklerinde, Rozhestvenski'nin adamları arkalarında bıraktıkları şeyin ağırlığını yeni yeni kavrıyorlardı. İngiliz kruvazörleri ufukta, görüş mesafesinin tam sınırında, sessiz bir eskort gibi ilerliyordu. Hull'da ölen balıkçıların hesabı Paris'te kurulacak bir soruşturma komisyonuna havale edilmişti; ama Londra'nın asıl cevabı diplomatik notalarda değil, liman kapılarındaydı. 1902'de Japonya ile ittifak imzalamış olan İngiltere, dünyanın dört bir yanına yayılmış kömür istasyonlarını Baltık Filosu'na kapattı. Ve bir savaş filosu için kömürsüzlük, mermisizlikten daha ölümcül bir şeydi.

Çözüm Alman ticaretinden geldi. Hamburg-Amerika hattıyla yapılan anlaşma gereği, onlarca kömür gemisi filoyu rotası boyunca izleyecek, yükünü açık denizde aktaracaktı. Kâğıt üzerinde zekice bir düzenlemeydi. Uygulamada ise, savaş gemilerinin aylarca sürecek bir işkenceye mahkûm edilmesi anlamına geliyordu. Tanca'dan sonra filo ikiye ayrıldı: sığ su çeken daha küçük gemiler Amiral Felkerzam komutasında Süveyş Kanalı'ndan geçecek, ağır zırhlılar ise Afrika'nın bütün batı kıyısını dolanıp Ümit Burnu'nu aşacaktı.

Dakar'da, Gabon'da, Angola kıyısındaki Büyük Balık Körfezi'nde, Alman Güneybatı Afrikası'nın çorak Angra Pequena limanında hep aynı sahne tekrarlandı. Kömür gemileri bordaya yanaştı, vinçler homurdandı, ekvator güneşinin altında yüzlerce adam saatlerce, bazen otuz saat aralıksız, çuval taşıdı. Kömür tozu her yere sızıyordu: güverte aralıklarına, yemek kaplarına, ranzalara, ciğerlere. Kazan dairelerinde sıcaklık dayanılmaz seviyelere tırmandı; ateşçiler baygın halde yukarı taşındı, bazıları bir daha ayağa kalkmadı. Daha da kötüsü, emirler gemilere taşıyabileceklerinin çok üzerinde kömür yüklenmesini şart koşuyordu. Yeni Borodino sınıfı zırhlılar tasarım sınırlarının binlerce ton ötesinde yüklendi; su kesimi çizgisi yükseldi, zırh kuşağının önemli bir bölümü suyun altında kaldı. O gün için sadece bir denizcilik sorunuydu. Aylar sonra Tsuşima Boğazı'nda ise bir ölüm fermanına dönüşecekti.

Aralık sonunda filo, Ümit Burnu açıklarında sert bir fırtınaya yakalandı. Aşırı yüklü zırhlılar dalgaların içine gömülüp güçlükle doğruluyordu. Ardından rota kuzeye, Hint Okyanusu'na kıvrıldı ve Ocak başında Madagaskar'ın kuzeybatısındaki Nosy Be koyunda demir zincirleri boşaldı.

Nosy Be, filonun en uzun ve en yıpratıcı durağı oldu. Yaklaşık iki ay boyunca o sıcak, durgun koyda beklediler. Sıtma gemiden gemiye atladı; dizanteri, tifo ve tropikal ateşler revirleri doldurdu. Denize atılan cesetler için yapılan törenler rutinleşti. Taze erzak yetersizdi, et bozuluyordu, gövdelerin altı deniz canlılarıyla kaplanarak gemileri yavaşlatıyordu. Mürettebat kıyıdan maymunlar, yılanlar, timsah yavruları satın alıp gemilere taşıdı; bu tuhaf hayvanat bahçesi, can sıkıntısının ve çaresizliğin en görünür simgesiydi. Disiplin çatlamaya başladı. Subaylarla erler arasındaki mesafe büyüdü, kavgalar, itaatsizlik vakaları ve intiharlar arttı. Amiral Rozhestvenski kamarasına kapanıyor, öfke nöbetleri arasında kurmaylarıyla bile zar zor konuşuyordu.

Ve tam bu ortamda, Ocak ortasında telgraf hatlarından gelen haber filoyu vurdu: Port Arthur düşmüştü. 2 Ocak 1905'te kale teslim olmuş, limanda kalan Birinci Pasifik Filosu'nun enkazı Japon topçusunun altında çoktan çürümüştü. Bu, sıradan bir kötü haber değildi. Bu filonun varlık sebebi, kuşatılmış müttefiklerine ulaşıp birleşmekti. Şimdi ulaşacakları bir liman, birleşecekleri bir donanma yoktu. Onları bekleyen tek şey, Amiral Togo'nun tamamen dinlenmiş, tamir edilmiş ve eğitilmiş donanmasıydı. Kısa süre sonra ülkeden gelen haberler de eklendi: Ocak'ta Petersburg'da işçi gösterilerine ateş açılmış, imparatorluğun içinde huzursuzluk dalgası yayılmaya başlamıştı. Denizciler, uğruna dünyayı dolaştıkları düzenin kendi evlerinde sarsıldığını öğreniyorlardı.

Buna rağmen 16 Mart'ta demir alındı. Önlerinde, hiçbir dost limana uğramadan aşılacak binlerce millik bir okyanus vardı. Hint Okyanusu'nun ortasında, açık denizde, dalgaların üzerinde kömür aktarma manevrası defalarca tekrarlandı; denizcilik açısından kayda değer bir başarıydı, insan açısından bir yıpranma kaydı. 14 Nisan'da filo Fransız Çinhindi kıyısındaki Kamran Körfezi'ne ulaştı. Fransa müttefikti, ama tarafsızlık kuralları gereği Rus gemilerini limanlarında uzun süre barındıramazdı; filo koydan koya sürüklendi, bir yandan da beklemek zorundaydı. Çünkü Petersburg, Amiral Nebogatov komutasında bir Üçüncü Pasifik Filosu daha yola çıkarmıştı: eski, yavaş, kıyı savunması için yapılmış gemiler. Rozhestvenski bu takviyeyi bir güç artışı olarak değil, hızını düşürecek bir yük olarak görüyordu. 9 Mayıs'ta iki filo birleşti.

Yedi aydan uzun sürmüş, yaklaşık 18 bin mili bulan bu yolculuk sona yaklaşırken ortaya çıkan tablo şuydu: kazanları yıpranmış, gövdeleri kirlenmiş, mürettebatı hastalıklı ve bitkin, atış talimi neredeyse hiç yapmamış, aşırı yüklü bir savaş filosu. Karşılarında ise kendi sularında bekleyen, tamir edilmiş, dinlenmiş ve bir yıllık savaş tecrübesiyle bilenmiş bir donanma duruyordu. 14 Mayıs'ta Rozhestvenski rotayı kuzeye çevirdi. Vladivostok'a giden en kısa yol, dünyanın en dar ve en tehlikeli sularından birinden geçiyordu.

Rojestvenski'nin gemileri tropik sularda kömür tozuna ve sıtmaya gömülürken, haritanın öteki ucunda bir başka donanma tam tersini yapıyordu: hiçbir yere gitmiyordu. Japon Birleşik Filosu, aylardır neredeyse aynı sularda demirliydi. Uzaktan bakan bir gözlemci için bu, hareketsizlikti. Gerçekte ise savaşın en yoğun hazırlık evresiydi.

Filonun sığınağı, Kore'nin güney kıyısındaki Chinhae Körfezi'ydi; Masampo limanının yanı başında, adaların rüzgârdan ve meraklı gözlerden koruduğu derin, geniş bir doğal havuz. Buradan Tsuşima Boğazı'na uzanan mesafe kısaydı. Togo Heihaçiro, düşmanının geçmek zorunda olduğu kapının hemen arkasına oturmuştu ve o kapıyı yıllardır bekliyordu.

57 yaşındaki amiral, Satsuma'nın samuray geleneğinden gelen, gençliğinde İngiltere'de denizcilik eğitimi almış, Batı'nın deniz gücünü kendi gözleriyle görmüş bir adamdı. Sancak gemisi Mikasa, İngiltere'de, Barrow-in-Furness tezgâhlarında inşa edilmiş, 1902'de hizmete girmişti. Ama Togo'nun sabrı yalnızca mizaç meselesi değildi; zorunluluktu. 1904 yılı ona ağır bir fatura kesmişti. 15 Mayıs 1904'te, Port Arthur açıklarında Rus mayınları iki zırhlısını birden almıştı: Hatsuse dakikalar içinde battı, Yaşima ise yedekte çekilirken suya gömüldü. Japonya bu ikinci kaybı aylarca gizledi; düşman, Togo'nun elinde olmayan bir zırhlıyı hesaba katmaya devam etsin diye. Altı zırhlıyla başladığı savaşa artık dördüyle giriyordu.

İşte bu yüzden bekleyiş, tamirhanelerin zamanıydı. Kure ve Sasebo tersaneleri sırayla gemileri havuza aldı. Tekne altları kazındı, midye ve yosun temizlendi, kazanlar elden geçirildi, top namluları ve yatakları yenilendi. Port Arthur ablukasında ve 10 Ağustos 1904'teki Sarı Deniz muharebesinde yara alan gemiler, savaşa girdikleri günkünden daha iyi durumda denize döndü. Rojestvenski'nin Afrika ve Hint Okyanusu boyunca tek bir kuru havuza bile uğrayamadığı düşünülürse, bu fark tek başına bir savaş üstünlüğüydü.

Geriye kalan aylar talime ayrıldı. Japon topçuları, hedef gemilerine ve şamandıralara ateş açmayı yorucu bir tekrar disiplinine dönüştürdü. Gemilerde İngiliz yapımı Barr and Stroud mesafe ölçerleri vardı; atış verileri toplanıyor, düzeltme yöntemleri standartlaştırılıyordu. Mermilerin içinde, kimyager Şimose Masaçika'nın geliştirdiği pikrik asit esaslı patlayıcı vardı; İcuin tapaları en küçük temasta patlıyordu. Bu mühimmat zırhı delmekte değil, hedefin üst yapısını, köprüüstünü ve ateş hattındaki insanı imha etmekte etkiliydi. Torpidobotlar geceleri karanlıkta hücum tatbikatı yaptı. Telsiz telgraf takımları, yerli üretim 36 tipi cihazlarla filonun tamamına yayıldı; mesafe, düzen ve muhabere usulleri defalarca sınandı.

Kurmay masasında ise farklı bir hazırlık sürüyordu. Kurmay başkanı Kato Tomosaburo ve genç kurmay subay Akiyama Saneyuki, gelecek muharebeyi aşamalara bölen ayrıntılı bir plan hazırladı: keşif hattının teması, gündüz ana muharebesi, ardından gece boyunca sürecek torpido saldırıları ve nihayet Vladivostok'a kaçmaya çalışacakların önünün kesilmesi. Amiral Kamimura Hikonoco'nun zırhlı kruvazörlerinden oluşan ikinci filo, hızıyla bu planın çekici olacaktı. Her ihtimal kâğıda döküldü, her ihtimal tartışıldı.

Ancak tüm plan tek bir bilinmeyenin üzerinde duruyordu. Rus filosu Vladivostok'a nereden girecekti? Üç kapı vardı. Tsuşima Boğazı en kısa yoldu ama Japonya'nın kucağından geçiyordu. Tsugaru Boğazı, Honşu ile Hokkaido arasında dardı ve mayınlanmaya elverişliydi. En kuzeydeki Soya Boğazı ise Japonya'yı tamamen dolaşmayı, yani binlerce mil fazladan yolu ve yeni bir kömür sorununu gerektiriyordu. Togo yanlış kapıyı beklerse, düşman filosu hiç savaşmadan hedefine varacak, Japonya'nın deniz üstünlüğü ve karadaki ordusunun ikmal hattı bir anda tartışmaya açılacaktı.

Mayıs 1905 ilerledikçe gerilim arttı. Ruslar 14 Mayıs'ta Çinhindi kıyılarından ayrılmış ve okyanusun içinde kaybolmuştu. Günler geçti. Chinhae'de haber yoktu. Kurmaylar arasında kuzeye kaymayı öneren sesler yükseldi; bekleyiş uzadıkça her saat, yanlış tahminin bedelini büyütüyordu. Togo yerinden kımıldamadı. Hesabı basitti: 18 bin mil yol yapmış, kazanları yorulmuş, tekneleri yosun bağlamış, kömürü sayılı bir filo için en kısa yol, tek gerçekçi yoldu.

25 Mayıs'ta beklediği işaret geldi. Rus filosuna eşlik eden kömür gemilerinin bir bölümü ayrılmış, Şanghay'a yönelmişti. Uzun kuzey rotasını seçen bir komutan, kömür teknelerini yanından koparmazdı. Togo'nun tahmini artık bir istihbarat verisine yaslanıyordu.

Tsuşima'nın güneyine, doğudan batıya uzanan bir gözcü hattı serildi; silahlandırılmış ticaret gemileri ve yardımcı kruvazörler, birbirlerinin telsiz menzilinde, sabit devriyelerde bekliyordu. 26 Mayıs'ı 27'sine bağlayan gece, boğazın üzerine yoğun bir sis çöktü. Görüş birkaç yüz metreye düşmüştü. Chinhae'de kazanlar basınç altında tutuluyor, telsiz odalarında nöbetçiler kulaklıklarını çıkarmıyordu.

Aylardır süren sessizliğin sonuna gelinmişti. Bir buçuk yıllık savaşın, iki imparatorluğun ve dünyanın öbür ucundan gelen bir filonun kaderi, artık o sisin içinde birinin gözüne ilişecek tek bir siluete bağlıydı.

27 Mayıs 1905'in ilk saatlerinde, Kore Boğazı'nın üzerine ağır bir sis çökmüştü. Togo'nun aylardır beklediği haber, o sisin içinden geldi.

Saat 02.45 sularında, yardımcı kruvazör Shinano Maru'nun güvertesinde nöbet tutan gözcüler, karanlıkta seyreden bir ışık gördüler. Bir savaş gemisi ışıklarını böyle açık bırakmazdı. Yaklaştıklarında anladılar: Rus filosunun hastane gemisi Orel, uluslararası kurallara uygun biçimde bütün fenerlerini yakmış ilerliyordu. Ve onun arkasında, sisin gri perdesinin ardında, dev gölgeler vardı. Baltık'tan 18 bin mil yol yapmış filo, Tsuşima Boğazı'nın doğu kanalından Vladivostok'a doğru sessizce süzülüyordu.

Saat 04.45'te Shinano Maru'nun telsiz odasından kısa bir mesaj çıktı: düşman filosu, 203 numaralı karede görüldü. Japon donanmasının yerli üretim telsiz cihazları, o mesajı gemiden gemiye sektirerek Masampo yakınlarındaki demirleme yerine ulaştırdı. Mikasa'nın kamarasında haberi alan Togo Heihaçiro, Tokyo'ya gönderdiği telgrafta filoyu derhal harekete geçirdiğini bildirdi ve havanın açık, denizin yüksek dalgalı olduğunu ekledi. Bu son cümle basit bir meteoroloji notu değildi: dalgalı deniz, alçak bordalı Rus gemilerinin nişan almasını zorlaştıracak, iyi eğitimli Japon topçularına ise üstünlük sağlayacaktı.

Sabahın ilerleyen saatlerinde sis dağılmaya başladı. Rus filosunun güvertelerinde artık kimse kendini kandırmıyordu. Ufukta beliren ve inatla mesafesini koruyan Japon keşif kruvazörleri, filonun her dönüşünü, her hız değişimini rapor ediyordu. Rus telsizcileri bu yayınları duyuyor, hatta parazit yaparak bozmayı öneriyorlardı; Amiral Zinovi Rojestvenski izin vermedi. Görülmüştü, biliyordu. Yapılacak tek şey, muharebe hattını düzgün tutup kuzeye, Vladivostok'a doğru zorlamaktı.

Onun elindeki güç, kâğıt üzerinde hâlâ heybetliydi. Sekiz zırhlı savaş gemisi, üç sahil savunma gemisi, kruvazörler, muhripler ve arkalarında sürüklenen nakliye teknelerinden oluşan uzun bir kervan. Ama bu filo, Afrika'yı dolaşmış, tropiklerde çürümüş, karinaları midye ve yosun tutmuş bir filoydu. Ambarları ve güverteleri, yol boyunca alınıp istiflenmiş fazladan kömürle doluydu; bu ağırlık gemilerin su kesimini yükseltmiş, zırh kuşaklarının bir kısmını suyun altına gömmüştü. Filonun ortak seyir hızı 9 mili zor buluyordu. Üstelik ikinci tümenin komutanı Amiral Felkerzam 23 Mayıs'ta ölmüş, moral bozulmasın diye ölümü gizlenmişti; onun sancak gemisi Oslyabya, komutanı olmayan bir amiral flaması taşıyarak savaşa giriyordu.

Karşısındaki filo ise dinlenmiş, bakımı yapılmış, karinaları temizlenmişti. Togo'nun 4 savaş gemisi ve 8 zırhlı kruvazörü, gerektiğinde 15 mil ve üzerinde seyredebiliyordu. Bu, savaşın en belirleyici sayısıydı: hız üstünlüğü, muharebenin nerede, hangi mesafede ve hangi açıyla verileceğine karar verme hakkı demekti.

Öğleden sonra saat 13.30'u geçtiğinde iki filo birbirini çıplak gözle gördü. Rus hattının önünde Rojestvenski'nin sancak gemisi Knyaz Suvorov, Japon hattının önünde Mikasa vardı. Ve Mikasa'nın direğinde, saat 13.55 sularında tek bir sancak göndere çekildi: uluslararası işaret kodunun Z sancağı. Sarı, mavi, kırmızı ve siyahtan oluşan bu dört parçalı bez, o gün Japon donanmasında önceden kararlaştırılmış özel bir anlam taşıyordu. Mesaj şuydu: İmparatorluğun yükselişi ya da çöküşü bu tek muharebeye bağlıdır; herkes elinden gelenin en fazlasını yapsın. Güvertelerdeki subaylar mesajı bağırarak mürettebata aktardı. Aylarca süren bekleyiş, tatbikat ve tamir, tek bir cümleye sığdırılmıştı.

Sonra Togo, tarihe geçecek manevrayı yaptı. Rus hattının önünü keserken, filosuna peş peşe sancak dönüşü emri verdi. Gemiler, denizin üzerinde neredeyse tek bir noktaya gelip orada birer birer dönmeye başladılar. O dönüş noktasında her Japon gemisi, birkaç dakika boyunca Rus toplarının önünde savunmasız kalıyordu. Rojestvenski'nin bu açığı cezalandırmak için sadece birkaç dakikası vardı. Rus topçuları ateşe başladı, sular yükseldi, ama isabet yeterli olmadı; dalgalı denizde, uzun yolculuk boyunca yeterince atış talimi yapamamış mürettebatların nişanı tutmadı.

Manevra tamamlandığında Japon hattı, Rus hattının önünde bir çizgi gibi uzanıyordu. Klasik deniz taktiğinin en çok arzulanan durumu gerçekleşmişti: T'nin çubuğunu kesmek. Japon gemileri bütün bordalarıyla ateş edebilirken, Ruslar yalnızca baş taraftaki toplarını kullanabiliyordu. Saat 14.08'de Mikasa ilk salvosunu attı.

Bundan sonrası, aylardır süren yolculuğun faturasının kesildiği yaklaşık 40 dakika oldu. Japon topçuları ateşlerini iki hedefte yoğunlaştırdı: Suvorov ve Oslyabya. Kullandıkları shimose barutlu mermiler zırhı delmekten çok, çarptığı yerde yüksek ısıyla parçalanıp yangın çıkarmak üzere tasarlanmıştı. Rus gemilerinin üst yapıları, boyaları, güverteleri alev aldı. Suvorov'un bacaları delindi, direği devrildi, dümen dairesi isabet aldı; saat 15.00 civarında sancak gemisi yanan bir kütle hâlinde hattan savruldu. Amiral Rojestvenski başından ve bacaklarından ağır yaralanmıştı. Kısa süre sonra Oslyabya, su kesiminden aldığı isabetlerle yan yattı ve battı; modern bir zırhlı, ilk kez yalnızca top ateşiyle denizin dibine gönderiliyordu.

Öğleden sonranın ilk saatlerinde Rus filosu, komutanını, sancak gemisini ve muharebe düzenini birlikte kaybetmişti. Dumanın içinde kalan gemiler kuzeye, Vladivostok'a doğru dönmeye çalışıyordu. Ama Togo'nun hızlı hattı, ufuk çizgisinde her seferinde yeniden önlerine geçiyordu. Güneş batmaya başlarken, boğazın suları artık bir muharebe alanı değil, bir kuşatma alanıydı. Ve karanlık, Rus filosu için savaşın en ağır bölümünü getirecekti.

Güneş 27 Mayıs akşamı Kore Boğazı'nın üzerine indiğinde, Rus hattından geriye düzen değil, dağınık bir yangın kümesi kalmıştı. Borodino, saat 19'u geçerken bordasına isabet eden bir mermiyle cephaneliğinden tutuşup patladı ve dakikalar içinde suya gömüldü; o dev gövdeden geriye tek bir kurtulan kaldı. Kızıl ufkun altında Suvorov'un enkazı hâlâ yanıyor, Aleksandr III'ün gittiği yerde denizin yüzünde sadece kömür tozu ve mazot lekesi salınıyordu.

İşte tam bu anda Togo Heihachiro, muharebe hattını kuzeye çekti. Zırhlıların işi bitmişti; geceyi başkaları devralacaktı. Japon donanmasının yirmiyi aşkın muhribi ve otuzdan fazla torpidobotu, gün boyu sabırla beklediği köşelerden çıkıp karanlığa açıldı. Bunlar ince, alçak, neredeyse dalgayla aynı hizada duran teknelerdi; mürettebatları saatlerdir ıslak güvertelerde, torpido kovanlarının başında bekliyordu.

Rus filosunun kalanı kuzeye, Vladivostok'a doğru kaçmaya çalışıyordu. Ve burada Rus komuta zincirinin en ölümcül alışkanlığı devreye girdi: projektörler. Karanlıkta bir gölge görüldüğünde ışıldaklar yakılıyor, hüzmeler denizi tarıyordu. Fakat o hüzme, taradığı boşluktan çok, kendini tutan gemiyi ele veriyordu. Japon torpidobotları ışığın kaynağına doğru, motorlarını zorlayarak yaklaştı. Kimi zaman 300 metreye kadar sokuldular. Su üstünde bir çizgi, ardından gövdenin derinliklerinde boğuk bir gümbürtü.

O gece boğazın karanlığı, savaşın en acımasız saatlerine sahne oldu. Yaşlı zırhlı Navarin, torpido isabetleri ve suya bırakılan patlayıcı engellerin arasında kalarak battı; 600'ü aşkın mürettebatından yalnızca 3 kişi kurtarıldı. Sisoy Veliki kıçından aldığı torpidoyla dümen dinlemez hale geldi, sabaha kadar su aldı ve 28 Mayıs sabahı kendi mürettebatı tarafından batırıldı. Zırhlı kruvazörler Admiral Nahimov ve Vladimir Monomah da aynı kaderi paylaştı: gece torpidolandılar, şafakta Tsuşima adasının kıyılarına doğru sürüklenip kingstonları açılarak terk edildiler.

Bu saldırılar Japonlara bedelsiz olmadı. Karanlıkta, dar sularda, hedefin bordasına metrelerce yaklaşan teknelerden 3 torpidobot kayboldu; kimi çarpışmadan, kimi isabetten. Yine de ekonomi acımasızdı: birkaç yüz tonluk tekneler, birkaç bin tonluk zırhlıları dibe indiriyordu.

Şafak, 28 Mayıs sabahı Rus filosunun geriye kalanını dağılmış, kömürsüz ve komutasız buldu. Amiral Rojestvenski gün içinde kafasından ağır yaralanmış, önce muhrip Buyni'ye, oradan da Bedovi'ye nakledilmişti. Bilinci yerinde değildi. Öğleye doğru Bedovi, iki Japon muhribi Sazanami ve Kagero tarafından sıkıştırıldığında, gemide kalan kurmaylar direnmeyi seçmedi; beyaz bayrak çekildi. Filoyu 18 bin mil boyunca yöneten adam, esir olarak Japon güvertesine alındı.

Asıl sahne ise Liancourt Kayalıkları'nın yakınında yaşandı. Tuğamiral Nikolay Nebogatov, elinde kalan dört gemiyle -amiral gemisi İmperator Nikolay I, Borodino sınıfının hırpalanmış son üyesi Oryol ve iki kıyı savunma zırhlısı General-Admiral Apraksin ile Admiral Senyavin- kuzeye tırmanmaya çalışıyordu. Saat 10 sularında ufuk çepeçevre kapandı. Togo'nun zırhlıları ve kruvazörleri, Rus toplarının menzilinin ötesinde, sakin bir daire çizdi. Nebogatov'un gemilerinin toplarıyla ulaşamayacağı bir mesafeden ateş başlayabilirdi ve karşılık verme imkânı yoktu.

Nebogatov subaylarını topladı. Rus deniz geleneği ve savaş nizamnamesi bayrak indirmeyi ağır bir suç sayıyordu; ama karşısındaki tablo bir muharebe değil, bir infazdı. Teslim işareti göndere çekildi. Japonlar önce tereddüt etti, ateş bir süre daha sürdü; ardından Nikolay I'in direğine Japon sancağı çekildi ve toplar sustu. Saat 10'u yarım geçiyordu. Sonradan mahkemede kendisini savunurken, 2 binden fazla genç adamın hayatını hiçbir askerî sonuç doğurmayacak bir imhadan kurtardığını söyleyecekti. Rusya bu savunmayı kabul etmedi: idam cezasına çarptırıldı, ceza sonra hapse çevrildi.

Ancak teslim emri her güvertede aynı karşılığı bulmadı. Hızlı kruvazör İzumrud, çemberin bir noktasından makinelerini sonuna kadar zorlayarak fırladı ve takipten sıyrıldı; birkaç gün sonra Rus kıyısında karaya oturup kendi mürettebatınca havaya uçurulacaktı. Kıyı savunma zırhlısı Admiral Uşakov'a teslim çağrısı yapıldığında Yüzbaşı Vladimir Miklukha, yaşlı gemisinin toplarıyla kendisinden kat kat güçlü iki Japon zırhlı kruvazörüne ateş açtı; gemi batırıldı, kaptan denizde can verdi. Eski kruvazör Dmitri Donskoy, 29 Mayıs'a kadar dayandı, Ulleungdo yakınlarında birden çok Japon kruvazörüyle çarpıştı ve yaralı komutanı Lebedev'i kıyıya çıkardıktan sonra kendi eliyle batırıldı.

Sabah ilerledikçe bilanço netleşti. Baltık'tan yola çıkan filodan Vladivostok'a yalnızca üç gemi -kruvazör Almaz ve iki muhrip- ulaşabildi. Kruvazör Oleg, Avrora ve Jemçug güneye kaçıp Manila'da enterne edildi. Rus tarafında yaklaşık 4.400 ölü, 6 bine yakın esir vardı; esirler arasında iki amiral bulunuyordu. Japon donanması ise sadece o üç torpidobotu ve 100'ü biraz aşan can kaybını yazdı defterine.

Birkaç gün sonra Sasebo'daki hastanede, başı sargılı Rojestvenski'nin yatağının başında Togo göründü. Yenen amiral, yenilene talihin savaşta bölünebilir olduğunu söyledi. Odanın dışında ise dünyanın deniz haritası, o güne kadar hiç olmadığı kadar hızlı yeniden çiziliyordu.

28 Mayıs sabahı, Tsuşima Boğazı'nın suları hâlâ mazot ve barut kokuyordu. Nebogatov'un beyaz bezi göndere çekilmesiyle birlikte, sekiz ay boyunca 18 bin mil yol yapmış bir donanmanın hikâyesi de sona ermişti. Rus tarafında 4 binden fazla denizci ölmüş, yaklaşık 6 bin kişi esir düşmüştü. Japonların kaybı üç torpidobot ve 120'ye yakın candı. Deniz tarihinde bu ölçüde tek yanlı bir sonuç neredeyse görülmemişti.

Haber, telgraf hatları boyunca batıya doğru ilerledikçe büyüdü. Petersburg'a ulaştığında saray, önce inanmamayı denedi. Ancak birkaç gün içinde gerçek netleşti: Rus İmparatorluğu'nun üç filosundan biri yok olmuş, Pasifik'teki iddiası tamamen sona ermişti. Savaşı sürdürmenin askerî mantığı da böylece dağıldı; Mançurya'daki ordular hâlâ ayaktaydı, ama denizler artık Japonya'nındı.

Aslında imparatorluğun içi çoktan çatlamıştı. Ocak 1905'te Kışlık Saray'ın önünde dilekçe taşıyan kalabalığa açılan ateş, ülkeyi grev dalgasına sürüklemişti. Tsuşima'dan iki hafta sonra, 14 Haziran'da Karadeniz'de Potemkin zırhlısının mürettebatı isyan etti. Yenilgi, uzak bir boğazda değil, her limanda, her fabrikada hissediliyordu.

Barışın kapısını beklenmedik bir taraf araladı: Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Theodore Roosevelt. Japonya, kazandığı zaferlere rağmen tükenmişti; savaşın masrafını büyük ölçüde Londra ve New York'tan alınan borçlarla karşılamış, insan kaybı on binleri bulmuştu. Roosevelt'in çağrısıyla iki heyet, 10 Ağustos 1905'te New Hampshire'daki Portsmouth Tersanesi'nde masaya oturdu. Rusya adına Sergey Witte, Japonya adına Dışişleri Bakanı Komura Jutaro geldi.

Görüşmeler, top seslerinden daha sert geçti. Japonya tazminat ve Sahalin Adası'nın tamamını istiyordu; Witte tek bir ruble tazminat ödemeyeceğini yineleyip durdu. Sonunda uzlaşma sağlandı: Rusya, Kore'de Japonya'nın üstün çıkarlarını tanıdı, Port Arthur ve Liaodong'daki kiralama haklarını, Güney Mançurya demiryolunu ve Sahalin'in 50. paralelin güneyinde kalan yarısını devretti. Tazminat yoktu. Anlaşma 5 Eylül 1905'te imzalandı.

Aynı gün Tokyo'da Hibiya Parkı'nda toplanan kalabalık, barışı kutlamak için değil protesto etmek için oradaydı. Halka aylarca zafer haberleri ulaşmış, ama faturanın kimseye ödetilmediği söylenmemişti. Gösteri ayaklanmaya döndü; karakollar ve gazete büroları ateşe verildi, sıkıyönetim ilan edildi, olaylarda 17 kişi hayatını kaybetti. Kazanan taraf, kendi başkentinde sokakları kapatmak zorunda kaldı. Katsura hükümeti birkaç ay sonra düştü.

Rusya'da ise yenilginin siyasi bedeli çok daha ağır oldu. Ekim 1905'te ülke genel greve gitti; demiryolları durdu, şehirler karardı. 17 Ekim'de Çar 2. Nikolay, Witte'nin hazırladığı manifestoyu imzalayarak temel özgürlükleri tanıdı ve seçilmiş bir meclisin, Duma'nın kurulacağını duyurdu. Witte, imparatorluğun ilk başbakanı oldu. Otokrasi, tarihinde ilk kez yazılı olarak sınırlandırılıyordu. Sonraki yıllarda bu tavizlerin çoğu geri alındı, meclisler dağıtıldı; ama kapı bir kez aralanmıştı. Devrimciler için 1905, 1917'nin genel provası olarak anıldı.

Dalganın etkisi Rusya sınırlarında durmadı. Modern çağda ilk kez Asyalı bir devlet, Avrupalı bir büyük gücü büyük bir savaşta yenmişti. Bu haber Kahire'de, İstanbul'da, Tahran'da, Delhi'de ve Kanton'da bambaşka bir anlam kazandı. İran'da 1906'da meşrutiyet ilan edildi; Osmanlı'da genç subaylar arasında anayasal düzen tartışmaları hızlandı ve 1908'e giden yol açıldı. Yıllar sonra Hindistan'ın ilk başbakanı olacak Cevahirlal Nehru, çocukken bu zaferin kendisinde uyandırdığı heyecanı anlatacaktı. Japonya'nın başarısı çok farklı hareketlere aynı cümleyi fısıldadı: üstünlük kader değildi.

Madalyonun öteki yüzü de vardı. Portsmouth'un tanıdığı serbestlik, Kasım 1905'te Kore'nin Japon himayesine alınmasıyla, 1910'da ise doğrudan ilhakla sonuçlandı. Mançurya'da kurulan demiryolu ve garnizon düzeni, 1930'lara uzanan yeni bir rekabetin altyapısı oldu.

Denizcilik dünyası da Tsuşima'dan dersini çıkardı. 10 bin metreyi aşan mesafelerde belirleyici olanın büyük çaplı topların ateşi olduğu, hızın manevrayı kazandırdığı görüldü. İngiltere, savaştan hemen sonra tek tip ağır toplarla donatılmış Dreadnought'u inşa etti; 1906'da denize indirilen bu gemi, dünyadaki tüm zırhlıları bir anda eskitti ve büyük güçler arasında yeni bir donanma yarışını başlattı. O yarış, 1914'e giden gerilimin en görünür parçalarından biri olacaktı.

İnsanların kaderi ise daha sessiz sonuçlandı. Ağır yaralı olarak esir düşen Amiral Rojestvenski, ülkesine döndükten sonra yargılandı ve beraat etti; 1909'da öldü. Teslim kararını veren Nebogatov ölüme mahkûm edildi, cezası hapse çevrildi ve birkaç yıl sonra tahliye edildi. Amiral Togo, ulusal bir sembole dönüştü. Sancak gemisi Mikasa, bugün hâlâ Yokosuka'da, karaya oturtulmuş bir müze olarak duruyor.

Geriye, Baltık'tan yola çıkan o uzun kömür karası kuyruğun anısı kaldı. Sıcaktan bunalan güverteler, Madagaskar'da çürüyen erzak, Dogger Bank'ta yanlışlıkla ateş altında kalan balıkçılar ve bir sabahın iki saatinde biten hesap. Tsuşima Boğazı bugün sakin bir su yolu; feribotlar geçiyor, balıkçılar ağ atıyor. Ama 27 Mayıs 1905'te burada yalnızca bir donanma batmadı; bir imparatorluğun kendine duyduğu güven, bir kıtanın kaderi ve 20. yüzyılın dengesi de yön değiştirdi.

Nöron Tarih'te bugünkü yolculuğumuzun sonuna geldik. Geçmişi anlamak, bugünü daha iyi anlamaktır. Yarın, yeni bir hikâyede yeniden buluşmak üzere.